Aydın Mobil Şehir
Aydın Haberleri, Gezilecek Yerler, Nerede Ne Var!

Ego’nu Bir Kenara Bırak ve Kendin Ol!

Kendiyle uzun süre baş başa kalamayan insanların ortak korkusu nedir biliyor musunuz? Kendini keşfedip sorgulamak…Bu tür insanlar öylesine alışmışlardır ki kendilerini başkalarının gözünden görmeye, onlardan gelen iltifatlarla böbürlenmeye, o yüzden kendileriyle yüzleşmeyi göze alamaz, kaçarlar. Bu yüzleşmenin önündeki en büyük engel ise içlerindeki sahte benlik yani egolarıdır. Çünkü ego, keşfedilmeyi sevmez …

Hiçbirimiz temeldeki kendi ayrılık ve yalnızlığımızla yüzleşmeden “ben” olamayız. Ben olamadan da biz olmak çok zor ve tehlikelidir. Çünkü kendini keşfedemeyen, doğrularını yanlışlarını bilemeyen insan, başkalarının doğrularıyla yaşar, onun söylediklerini kabullenir. Hal böyle olunca kaderini kendisinin değil, esen rüzgarın yönünün belirlediği insanları, kendilerini gördüğü o dev aynasından indirmek her geçen gün daha da zor hale gelir

Evet sevgili okurlar, bugün ki makalemizde psikologların farklı açılardan ele aldığı psikolojik bir yaklaşım olan “Ego’ya yer vereceğiz

Ego toplumumuzda kullanılan haliyle her ne kadar başlangıçta olumsuz bir anlam ifade etse de kişinin öz farkındalığından ortaya çıkan benlik saygısı ya da öz-önem duygusudur. Bireysel gelişim, sağlık ve başarıya önem veren içsel bir parçamızdır.

Buraya kadar her şey normal ta ki egoyu doğru yönetene kadar. Ego iyi bir şey, ama yönetilebildiğinde. Zira biz egomuzu yönetilebiliyorsak başarı, ego bizi yönetiyorsa işte o zaman hem bizim için, hem de çevremizdekiler için felaket kaçınılmaz olur. Birdenbire kendimizi bir dev aynasında görmeye başlarız. Koltuklarımızın altı gereksiz ve anlamsız bir şekilde kabarır, helyum gazıyla şişirilmiş her an patlamaya hazır bir balonu andırırız. Bu noktadan sonra önüne geçemediğimiz duygularımız, yönetemediğimiz egomuz yerini kibir dediğimiz o dürtüye bırakır. Dürtü diyorum çünkü kibir dürtüldükçe büyür, dürtüldükçe hırslanır, dürtüldükçe zarar verir, hasta bir hal alır. Önce benliğinizi sonra ise tüm bedeninizi teslim alır ,yalnızlaşırsınız ve yavaş yavaş ,sinsice sonunuzu getirir .

Evren çok büyük bir yer olsa da insan, evrende çok küçük olduğu gerçeğini sürekli unutmaktadır. Yeterince akıllı, yeterince zengin, yeterince genç, yeterince şık, yeterince güzel, artık yeterince her neyse o bir türlü yeterli gelmediği için sevilmeyeceği, dışlanacağı “korkusuyla yaşamaktadır. Bu yüzden; yeterlilik bağımlılığından, her zaman kazanmak ve haklı olmak gerekliliğinden vazgeçmeyen, kendisini başarıları ve itibarıyla özdeşleştirmeyi bırakamayan herkes, devasa evrende küçük bir insan olduğunu anlamamaya, büyük egolarıyla büyük güvensizlikler yaşamaya, yalnız kalmaya ve başarısız olmaya mahkumdur.

Öyle bir hal aldı ki artık pek çoğumuzda bu, kusursuz görünmek, kusursuz olmak bir hayat memat meselesine dönüştü. Her zaman “en olmak”…

En zeki patron, en iyi anne, en süper yüzücü, en nazik kadın, en komik adam, en yaratıcı yazar gibi ifadelerle egonun benliği ele geçirmesine geçit verilmekte; kişinin kendisini tek bir yönden özdeşleştirmesi sağlanmaktadır.

Hal böyle olunca aldatıcı benliğimizi sürekli mutlu etmek, onu sürekli olmadığı bir şeye büründürmek için uğraşır dururuz.

Egosunu doğru kullanamayan, onu kontrol altına alamayan insanlar farkında olmadan çevrelerinden kopar, çok sayıda düşman edinir kendisine, etrafındakiler ondan yavaş yavaş uzaklaşır. Çünkü her kim ki bu “mükemmelliği eleştirirse” kişisel olarak algılamakta, onu bir düşmana dönüştürmekte, tüm kimliğinin risk altında olduğunu hissetmektedir. Herkesten daha iyi olmayı, herkesle rekabet etmeyi ve her zaman en iyi fikirlere sahip olmaya odaklanmayı sürdüren insan bunun olumsuz sonuçlarına da katlanmaya mecburdur.

Oysa ne var sanki egolarımızdan sıyrılabilsek, her insanın hata yapmaya, arada başarısız olmaya, düşmeye, düştükten sonra sendeleyerek de olsa kalkmaya  ,kaybetmeye hakkı vardır .Hayat zıtlıklarla ,farklılıklarla daha güzel değil mi?. Kaybetmeden kazanmanın anlamını bilmek mümkün müdür? Düşünsenize hep en iyi en mükemmelsiniz. Bu hayat böyle çekilir mi? Hayatın size sunduklarından tat almak bu şekilde mümkün müdür?

Kendimizi dünyanın merkezine koymaktan vazgeçebilirsek egomuzu kontrol altına alabiliriz. Başkalarını değiştiremeyiz, ancak kendi davranışlarımızın ve kişiliğimizin diğerlerini nasıl etkilediğinin farkında olabiliriz. Bu farkındalıkla, egomuzu kontrol altında tutabilir, kendimize hâkim olabiliriz. Burada alçak gönüllülük en büyük yardımcımız olacaktır.

Bütün işlerin kendisi sayesinde gerçekleştiğini düşünenler, işin bir parçası olarak sorumluluk aldığını ihmal edenler, diğer çalışanların katkılarını görmezden gelenler bir sonraki çalışmada kendisiyle iş birliği yapacak ekip üyesi bulmakta zorlanmaktadır. Alçakgönüllülük samimi olduğu sürece her zaman memnuniyetle karşılanacaktır ve ekibin katkısıyla işlerin tamamlandığını, başarının yakalandığını dile getirmek herkesi birlikte çalışmaya daha istekli hâle getirecektir.

Egolu insanların aksine mütevazi insanlar kendilerini keşfetmişlerdir. Empatiye açık, yapmacıklıktan uzak, içten ve güler yüzlü tavırlarıyla gönülleri fethederler. Girdikleri her ortamda, bu yüzden dikkat çekerler. İnsanlara, kendilerini beğendirme gibi bir uğraşları yoktur. Kimseye karışmazlar, fakat ihtiyaç duyulduğunda seve seve yardıma koşarlar. Öyle ki bu özellikleri sayesinde mütevazi insanlar gıptayla takip edilir, örnek alınır, hayranlık uyandırır.

Makalemi çok sevdiğim bir Çin atasözüyle noktalamak isterim

“Eğer bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada ışık aramanın anlamı yoktur, artık güneş batıyor demektir”

Kimse başladığı yeri unutmamalı, kendi kendine övünmek yerine başkalarının övmesine izin vermeli, başkasındaki egodan şikâyet ederken egonun en son bakacağı yerde, kendi içinde gizlendiğini de unutmamalı…

İlginizi Çekebilir
Yorum Yapın